Kadim Sanskritçe Dili

sanskritçe1
Sanskritçe dilinin kayıtlı tarihi M.Ö 2000 yıllarına kadar gider. Sanskritçe saf, arı bir konuşma dilidir ve Yoga ile ilgili çok eski yazıtlar, belgeler klasik Sanskritçe dilinde gelmiş ve korunmuştur.
Paramahansa Yogananda’nın “Bir Yoginin otobiyografisi” kitabında Sanskritçe’den bahseden bir bölümü sizlerle paylaşıyorum…

Sesin ve vachın (insan sesi) potansiyelleri Hindistan’dan başka hiçbir yerde bu kadar derinlemesine incelenmemiştir. Tüm evrende yankılanmakta olan Aum titreşiminin (İncil’de geçen “Söz” veya “birçok suların sesi”) üç tezahürü veya guna’sı vardır: Yaratma, koruma ve yok etmeye ait tezahürler. İnsan ne zaman bir kelime sarf etse Aum’un bu üç özelliğinden birini işleme sokmaktadır. Bu bütün kutsal metinlerde insanın doğruyu söylemesi gerektiği şeklindeki öğüdün gerçek sebebidir.

İdeal bir şekilde oluşturulmuş Sanskrit alfabesinde, her birinin kendine has değişmez birer söylenişi olan elli harf vardır. George Bernard Shaw, barındırdığı yirmi altı harfin, seslerin çokluğu altında can çekiştiği Latin kökenli İngilizce alfabesinin yetersizliği hakkında ustaca ve elbette ki nükteli bir deneme yazmıştır. Bay Shaw, her zamanki insafsızlığıyla, kırk iki harften meydana gelmiş yeni bir alfabenin kabul edilmesini önermektedir. Böyle bir alfabe, elli harf kullanılarak yanlış telaffuzun önlendiği Sanskrit alfabesinin fonetik kusursuzluğuna biraz daha yakın olacaktır.

İndus Vadisi’nde mühürlerin keşfedilmesi, birçok bilim adamını Hindistan’ın Sanskritçe alfabesini Sami Kaynaklarından ‘aldığı’ düşüncesini terk etmeye yönlendirmektedir.

Eğer bu gezegende çok uzak bir geçmişte büyük bir uygarlık kurmuş insanların var olduğuna dair Hindu teorisi doğruysa, dünyanın en eski dili olan Sanskrit’in nasıl aynı zamanda dünyanın en mükemmel dili olduğunu açıklamak mümkün oluyor. “Sanskrit dili,” demişti Aisatic Society’nin kurucusu olan Sir William Jones, “ne kadar eski olursa olsun, harika bir yapıya sahiptir; Yunanca’dan daha mükemmel, Latince’den daha zengin ve her ikisinden de daha saf.”

“Klasik bilginin yeniden canlanması açısından,” diye yazıyor Encyclopedia Americana’da, “kültür tarihinde Sanskrit’in (Batılı bilginlerce) 18. yüzyılın sonlarında keşfedilmesi kadar önemli bir olay yoktur. Dil bilim, karşılaştırmalı gramer, karşılaştırmalı mitoloji, din bilimi… bunların her biri ya varlıklarını Sanskrit’e borçludur ya da onun araştırılmasından büyük çapta etkilenmiştir.”

Bir Yogi’nin Otobiyografisi – Paramahansa Yogananda