Her gün ağaç kesmeye, ormana giden bir oduncu varmış. Kimi zaman yağmur yüzünden, kimi zaman havanın kötü koşulları nedeniyle eli boş dönüyor ve o gün aç kalıyormuş.
Oduncunun bu hali, aynı ormanda yaşayan ermişin dikkatini çekmiş. Bir gün oduncuyu durdurmuş ve şöyle demiş “Dinle beni. Niye ormanın biraz daha içine doğru gitmiyorsun?”
Oduncu, “Neden daha içeriye gideyim ki?” “Daha fazla odun toplayayım diye mi? Odunları boş yere daha uzak mesafeden niye taşıyayım?” diye sormuş.
Ermiş de “Hayır” “Biraz daha ileri gidersen orada bir bakır madeni bulacaksın. Bakırları şehre götürüp satarsan, bu sana bir hafta yeter. Böylelikle her gün ağaç kesmeye gelmek zorunda kalmazsın.” demiş.
Oduncu, “Neden olmasın?” diye düşünüp ormanın içine girmeye karar vermiş. Biraz ileride madeni bulmuş ve çok sevinmiş. Hemen ermişin yanına gidip teşekkür etmiş.
Ermiş de bu sefer, “Hemen bu kadar sevinme. Ormanın biraz daha içine girmelisin.” demiş.
Oduncu “Ama buna ne gerek var?” “Artık bana bir hafta yetecek kadar yemeğim var.” “Daha içerilere girersem bakır madenini kaybederim” diye yakınmış.
Ermiş “Sen yine de git. Bakır madenini kaybedeceğin kesin ama orada bir de gümüş madeni var. Oradan getirebileceklerin sana üç ay yeter.” demiş.
Oduncu, Ermişin bakır madeni hakkında söylediği doğru çıktığı için, ertesi gün daha ileriye gitmiş ve gümüş madenini de bulmuş.
Hoplaya zıplaya ermişin yanına gelerek “Hakkını nasıl ödeyebilirim? Sana büyük bir minnet borçluyum.” demiş.
Ermiş yine bilgelikle, “Daha bitmedi. Ormanın biraz daha içerisinde bir altın madeni var.” demiş
Oduncu duraksamış. Yoksul ve zar zor karnını doyurup gümüş madenini hayal dahi edemezken şimdi de altın madeni olduğunu öğrenmiş. Oduncu yine gitmeye karar vermiş. Ve madeni bulmuş. Artık bu maden sayesinde sadece senede bir kere gitmesi yetecekmiş. Yeniden teşekkür etmek için ermişe gitmiş.
Tabi ermiş oduncuyu bekliyormuş, “Sen buraya bir daha gelene kadar bir sene geçecek. Bu çok uzun bir süre, ben artık iyice yaşlanıyorum. Bir daha ki gelişine burada olmayabilirim, göçüp gitmiş olabilirim. Bu yüzden sana söylemem lazım, altın madeninde takılıp kalma. Biraz daha git…” demiş.
Oduncu da bunun bir üstünün daha olamayacağına düşünüp “Neden? Buna ne gerek var? Bana bir şey gösteriyorsun, onu bulduğum anda da bırakmamı ve devam etmemi söylüyorsun. Yeter artık, altın madenini buldum işte!” diyerek tepki vermiş.
Ermiş de hemen tepki verme “Ormanın birkaç metre daha içerisinde, bir de elmas madeni var.” demiş.
Oduncu bunu duyar duymaz o gün oraya gidip elmas madenini de bulmuş. Ermişin yanına dönerken bir sürü elmas getirmiş ve “Bu bana hayatımın sonuna kadar yeter.” demiş.
Ermiş oduncuyu aynı yerde bekliyormuş ve “Belki bir daha karşılaşamayız diye sana son öğüdümü vermek istiyorum. Şimdi tüm hayatın boyunca yetecek kadarına sahip olduğuna göre, artık ormanı unut. Bakır, gümüş, altın, elmas madenlerini unut. Şimdi sana en büyük sırrı, senin içinde saklı duran en büyük hazineyi sunuyorum. Bütün ihtiyaçların karşılandığına göre benim yaptığım gibi burada otur. Ve içe dön” demiş.
Oduncu da, “Evet, ben de tüm bunları bildiğin halde neden burada oturduğunu çok merak ediyordum. Bu soru defalarca aklımdan geçti. Tam da sana, ‘Madenleri bilen tek kişi sen olduğun halde, neden gidip elmasları toplamıyorsun da bu ağacın altında oturuyorsun?’ diye sormak üzereydim.” demiş.
Ermiş şöyle yanıt vermiş, “Elmasları bulduktan sonra ustam bana, ‘Şimdi bu ağacın altında otur ve içe dön.” dedi demiş.
KISSADAN HİSSE
Bana bu kıssadan hisse Jim Carrey’nin şu sözünü hatırlatıyor.
‘Dilerim herkes bir gün ünlü ve zengin olur. Hayalini kurduğu her şeye kavuşur; böylece aranılan cevabın bu olmadığını anlar.’
İnsanın hazinesi içinde saklıdır. Elbette hayatta kalmak için fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılamadan insanın içselliğe, maneviyata yönelmesi kolay değildir. Fakat insanın arzuları doymak bilmez. Sonu yoktur. Maddesel konular hiçbir zaman insanlar için tam olarak tatmin edici olmamıştır.
Çünkü her zaman daha çoğuna sahip olmak ister. Bu nereye kadar sürebilir. Huzuru sağlayan insanın kendi iç dünyasıdır. Herhangi bir dış uyarana bağlı değildir. Maddeye, manayı yükleyen kişinin kendisidir.
Hz. Mevlana’nın sözü konuyu özetler niteliktedir. “Hayat bir nefestir, aldığın kadar. Hayat bir kafestir, kaldığın kadar. Hayat bir hevestir, daldığın kadar.”
İnsan kendi içinde saklı olanı dışarıda arar durur. Ve yanlış yerde aradığı için asla bulamaz.
Sahte arzular peşinde koşarken gerçek hazineyi kaçırmamak dileğimle…