Zen Üstadı Nan-in’i ve öğretisini yakından tanımak isteyen bir profesör varmış. Bilim insanları, ancak kanıtlanmış ve doğrulanmış şeylere inanırlar. Bilimsel bir yanı olmayan bir öğretinin bu kadar öğrencisi olmasına şaşırıyormuş. Zen üstadının ne öğrettiğini ve anlattığını çok merak etmiş.
Profesör, Nan-in’i ziyaret etmek, dersine katılmak istediğini iletmiş. Zen Üstadı da kendisini ağırlamaktan mutlu olacağını söylemiş. Profesör bu cevaptan çok mutlu olmuş ancak önyargılarıyla dolu bir şekilde ziyaretine gitmiş. Bu durumu hemen fark eden Nan-in misafirine çay ikramını kendisi yapmak istemiş.
Yalnız Üstat, profesörün bardağı dolduktan sonra bile çay koymaya devam etmiş. Çay önce masaya, sonra yere dökülmeye başlamış. Bu duruma hayretle karşılayan ve anlam veremeyen profesör tepki göstermiş. “Bardak ağzına kadar doldu taştı, daha fazla almaz. Neden devam ediyorsun” diye sormuş.
Nan-in sakince yanıtlamış. “Aynı bu bardak gibi, sen de kendi doğrularınla, inançlarınla ve ön yargılarınla o kadar çok dolusun ki. Eğer bardağını boşaltmazsan, sana Zen öğretisini nasıl aktarabilirim?” demiş…
KISSADAN HİSSE
Her insan doğduğu yere, aldığı eğitime, yaşadığı çevreye bağlı olarak hayatla ilgili pek çok şey öğrenir ve bu doğrultuda yaşamaya başlar. Öğrendiği bilgiler, haliyle önyargılara sebep olur. Eğer bu durumda katılaşırsan, yeni bir bilgiyi öğrenmenin kapısını kapatırsın. Zen üstadının da söylediği gibi dolu kaba yeni ne sığdırabilirsin ki.
Albert Einstein ‘Bir önyargıyı yok etmek, atomu parçalamaktan zordur’ der.
Hayat asla bildiklerimiz ve öğrendiklerimizle sınırlı değildir. Katılık ve bağnazlık daha en başından kendini hayatın bilgeliğine kapatmaktır. Yaşam; tecrübelerimizi yanıltabilir. Sen Açık görüşlü, anlayışlı ve iyi bir dinleyici olmayı seç. Öğrenmenin ve ilmin bir sınırı yoktur. Kadim öğretilere ve Yaşamın içindeki bilgeliklere gözlerini ve aklını kapatma. Görünmeyen kalıplaşmış zincirlerinden kurtul.
Hayat görüşümüzü ve anlayışımızı genişletip, hakikati görebilmemiz dileğiyle…