Nasip Kısmet | Kişisel Gelişim Hikayesi 14

Sultan II. Mahmut, bir gün kılık kıyafetini değiştirip çarşıya pazara bakmaya çıkmış. 

Dolanırken bir kahvehaneye girmiş. Herkes bir kişiden bir şeyler istiyormuş, “Tıkandı Baba çay getir. Tıkandı Baba kahve getir. Tıkandı Baba su getir” diye. Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş, ‘neden bu adama Tıkandı diyorlar acaba’ diye düşünmeye başlamış.

Sultan Mahmut da bir çay istemiş. Baba çayı getirmiş. 
Sultan “Sana niye Tıkandı Baba derler, anlatır mısın çok merak ettim.” demiş. Tıkandı Baba” boş ver evlat, uzun mesele” demiş. Sultan ısrar etmiş, Baba da oturmuş sandalyeye başlamış anlatmaya;

Bir gün rüyamda bir sürü insan gördüm ve her birinin de bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğa çomağı sokup açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak oluğun içinde kırıldı ve akan su damlamaya başladı.

Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve biraz daha uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken oradaki insanlar “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. Bu rüyamı çevremle paylaştım. O gün bugün adım “Tıkandı Baba” ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam hep elimde kaldı, olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyorum.” demiş.

Tıkandı Baba’nın anlattıklarına çok üzülmüş Sultan Mahmut. Çayını içmiş, kolay gelsin demiş ve dışarıya çıkmış. Hemen adamlarına ‘Her gün bu adama bir tepsi baklava getirin ve her dilimin altına bir tane altın koyun’ diye emir vermiş. Padişahın adamları baş üstüne deyip hemen işe koyulmuşlar.

Ertesi gün baklavayı Tıkandı Baba’ya getirmişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklavalar nefis. “Uzun zamandır tatlı yememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklavayı almış ve evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavaları satıp evin ihtiyaçlarını gidereyim daha iyi olur” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya; “Taze baklava, güzel baklava”

Oradan geçen biri baklavaları beğenmiş. Biraz pazarlık yapıp, üç aşağı beş yukarıya anlaşmışlar ve Baba baklavaları satmış, elde ettiği parayla evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. 

Baklavayı alan adam evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken, bir bakmış her dilimin altında bir tane altın var.

Adam ertesi akşam acaba yine gelir mi diye aynı yerde başlamış beklemeye. Sultan Mahmut’un adamları ertesi gün bir tepsi daha getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. 

Adam da zaten bekliyormuş hiçbir şey olmamış gibi;
“Baba baklava çok güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım.” demiş.

Tıkandı Baba da; 
“Peki.” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklava gelmiş ve Adam her akşam Tıkandı Baba’dan baklavayı satın almış.

Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut, “Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım”, deyip yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama bir de ne görsün bizim Tıkandı Baba eskisi gibi per perişan darmadağın.

Sultan;
-Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi? demiş.
-Geldi Sultanım…
-Peki ne yaptın sen o baklavaları?
-Sultanım baklavaları satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.
-Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
-Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hele gel benimle, deyip devletin hazine odasına götürmüş.
-Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar altın gelirse hepsi senindir, demiş.

Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine daldırıp çıkarmış ama bir tane bile altın küreğin üstünde durmamış.

Sultan demiş;
-Baba senin buradan nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatır demiş ve askerlerden birini çağırmış, “Babayı Üsküdar’ın en güzel yerine götür ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arsasını ona verin” demiş. Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

-Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. 

Baba,
-Niçin, demiş. 

Askerler,
-Hele sen bir beğen bakalım demişler. 

Baba da bu yamuk, şu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip zar zor almış eline
-Ne olacak şimdi, demiş
-Baba sen bu taşı atacaksın, ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı demiş. Baba taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler.

İşte o zaman Sultan Mahmut, dilden dile dolaşacak çok meşhur olacak olan sözünü söylemiş;
‘Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud’

KISSADAN HİSSE
Bu özlü hikâyeden çıkarılacak birkaç hisse var.

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür derler. İnsanın kendi kaynakları varken dahi, dışarıya bakma eğilimi vardır. Ve bu nefstir. Başkasında olana sahip olmadığı için üzülür. Şükrünü kendi sahip olduğuna çeviremez. Kendinde olan güzellikleri göremez hatta sabote eder.

Damlaya damlaya göl olduğunu biliriz. Biliriz bilmesine de bazen memnuniyetsizlikten idrak edemeyiz. Bu nedenle tıpkı Tıkandı Baba gibi çeşmeyle uğraşırken belki doyumsuzluktan belki yetmeyeceğini düşünmekten, akan suyu da akmaz hele getiririz. 

Geçim derdi kolay değildir hele bu aralar hiç kolay değil. İnsanın bir tepsi baklavayı ailesi ile paylaşması gerekirken, maddi olanaksızlıktan satmak istemesi zor bir tercihtir. Fakat rızkı veren Hüda’dır. 

Nimet içinde nimet vardır belki. İnsan, gelen hayrı görebilme bilgeliğini kazanmalıdır. Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz. 

Bir taraftan hayatta bazı durumlar kontrolümüzün dışındadır. İnsan irade sahibi bir varlıktır bu cüzzi iradedir. Fakat bizden daha büyük bir irade vardır. Oda Külli iradedir… 

Bazen ne yaparsak yapalım evrenin kendi işleyişi devam eder. Müdahale yetkimiz yoktur. Kişi her dilediğine, her istediğine maalesef ulaşamayabilir. Sultan Mahmut gibi yardım etmeyi isteyebiliriz, ama bu konuda görünen ya da görünmeyen engellerle karşılaşabiliriz. Destek bir türlü yerine ulaşmayabilir. Baklava tepsileri, hazine odası ve tarla gibi bazen nasipte yoksa hiçbir şey olmaz.

Sevdiğim anonim bir sözle bitirmek istiyorum. 

“Allah’ım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç ve cesaret, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır, her İkisini birbirinden ayıt etmek için bilgelik ver.”

Kısmetimiz için çalışıp, ya nasip diyerek mutlu olmasını bilmemiz dileğimle…

Leave us a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked (Required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.