Merhaba Canlar,
“Bu dünya neden var?”, “Ben kimim?”, “Hayat amacım nedir?”
Bitmeyen sorular, sorular, sorular…
Soru sormak çok değerlidir, çünkü hayatı ve hatta hayatımızı şekillendirir.
Bu videomda, soru sormanın önemine değinmek istiyorum.
Soru sormak zor. Neden mi zor?
Çünkü öğretmediler, soru sormayı ve hatta sorgulamayı.
Teknolojik çağda olduğumuz için herşeyi bildiği sanılan “Hz. Google’a” ya da “Şeyh Youtube’a” sorar olduk. Yani ne zaman ki internete kavuştuk sormaya başladık. Halbuki kültürümüzde soru sorma geleneğimiz maalesef neredeyse hiç yok. Özellikle geçmişte, soru sormanın ayıp olduğu söylendi bizlere.
Soru sormak, büyüklere ve güçlülere aitmiş gibi davranıldı çevremizde o dönemlerde. İş yerlerinde patronlar, üstler ya da makam sahipleri ancak soru sorardı sanki. Soru sormak sadece onlara aitmiş gibi davranırlardı. Oysaki soru sormak, konuşmaya ilk başladığımız anda yani o taa çocukluk zamanlarında başlamaz mı. Çocuklar, “Bu ne?” ve “Neden?” sorusunu çok fazla sorarlar sen de biliyorsun. Anneyle babayla girdikleri diyaloglar genellikle şöyle gelişir.
“-Bu ne? – Kuş evladım.”,
“-Peki bu ne? -Ağaç oğlum.”
“-Bu ne? -Yaprak çocuğum.”,
“Peki bu ne? -Çiçek kızım.”
Bu ne… Bu ne… Bu ne… Bitmeyen bu neler…
Sorularına yetişmek neredeyse imkansızdır çocukların. Bir de, arkasından ansızın, o önemli garip bir soru gelir. “Neden?”
“Anne bu ne? -Ütü -Neden?”,
“Baba bu ne? -Telefon -Neden?”
Neden sorusunu çok farklı kullanma yetileri vardır. Örneğin,
“Neden çeşmeden su akar?”,
“Neden pencereye pencere demişler de, pencereye tencere dememişler?”
Çocuklar çok özel bir dünyadır. Onlar, soru sormanın değerini keşfetmiştir. Öncelikleri inanın bana yanıt almak değildir. Onlar ilk defa soru soruyor olabilmenin tatminine varmak isterler. Daha sonra tabiki öğrenmenin güzelliğini de keşfederler.
Ve bizlerin yaşı ilerledikçe hayatımızın neredeyse tüm dönüm noktalarında sorular vardır. Fiziksel veya zihinsel bir hastalıkla baş edemediğimiz zaman hemen hastaneye gideriz ve doktordan ilk soru gelir. “Şikayetiniz nedir?”
Evlilikler de soruyla başlar. Özellikle kadınların erkekten beklediği o tılsımlı soru. Bir de kalabalıkta, diz çökerek, tek taş yüzükle sorulursa tadından yenmez.
“Benimle evlenir misin?”
Hatta ve hatta nikah sırasında hem de şahitlerin hem de davetlilerin önünde evlenecek çifte sorulur.
“İyi ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, Eşin olarak kabul ediyor musun?”.
Lise ve üniversiteye giriş bile cevapları çoktan seçmeli yüzlerce soruya bağlıdır. İşe girmek istersin seni mülakata alırlar ve sorular yeniden karşına çıkar.
“Bu işi neden istiyorsun?”,
“Seni neden işe almalıyız?”
Hatta bu dünyadan uğurlanırken bile soru vardır. Cenazede cemaate sorulur “Hakkınızı helal ediyor musunuz?”
Bitti mi? Tabiki hayır bitmedi.
Öldükten sonra; ahirette, soru melekleri tarafından kişilerin sorguya çekileceğine inanılır.
İyi bir hayat yaşamak istiyorsak dış dünyamızı ve özellikle iç dünyamızı yakından tanımamız gerekir. Tanımak için sorulardan faydalanırız. Soruların kalitesi hayatımızın kalitesini belirler. Da vinci “Çizdiğim her resim kendi yaşamıma sorduğum bir soruydu” demiş. Tabiki soruyu kime sorduğunuz da önemlidir. Üstadlar “yolunu kaybetmiş birine yön sorulmaz” derler.
Soru sormak gelişi güzel alelade olmamalı. Öğrenmek için iyi bir sebebin olmalı. İletişimi etkili kurmalısın çünkü “güzel soru soranlara ancak güzel cevaplar verilir”.
Gerçek rehber, üstad, usta; cevapları veren değil sana güzel soru sorandır. Derin düşünmeni sağlayandır. Soru sormayı öğretendir! Kendini tanıman için, söylenen bazı sorular gücünü yitirdi, kitaplarda yazan. Bunlar,
“Ben kimim?”,
“Hayat amacım nedir?”
Cevaplanması gereken, ancak başlangıç için biraz ağır sorulardır.
Sevdiğim bir sufi duası var. “Allahım… Kimsenin sinavına, beni vesile eyleme.”
O zaman kendine şu soruyu sormanı tavsiye ederim! “Ben! Bu hayatta neye vesile olmak istiyorum?” Yaşamını doğru şekillendirecek derin bir sorudur. Soruyu ben de kendime sordum mu? Kesinlikle sordum. “Neye mi vesile olmak istiyorum?” Ben senin gülümseyişe, iyiliğe, paylaşıma, farkındalığa, merhamete, zerafete, mutluluğa ve aşka yakınlaşmana vesile olmak istiyorum. Daha insanca, insana yakışır bir hayata vesile olmak istiyorum. Kalbine danışarak önceliklerini belirlersen daha mutlu yaşamak için fırsat yaratmış olursun.
Dikkat et! Kendine, “Neden” ile başlayan soru sormaman gerekir!
“Neden bu başıma geldi?”,
“Neden hayat böyle?”,
“Neden bana böyle söyledi?”
Bunun gibi bir sürü soru gelir aklına. Bu gibi soruları, lütfen kendini çıkmaza sokmaktan vazgeç. Onun yerine, “Nasıl?” ile başlayan sorular çok daha etkilidir!
Örneğin “Nasıl benim başıma bu geldi?”,
“Hayat nasıl bu hale geldi?” dersen, seni cevaba çok daha kolay götürür.
Kendini sorgulama lütfen! Sorgulama eylemi; olumsuzdur, negatiftir, kaba enerjidir. Kendini sorgulama, kendine sorular sor, ama hayatı sorgula!
Kendine sorman gereken, bir başka, önemli soru da!
“Nasıl yaşamam gerekir?”
Bu soru sana metodlar verir. Bundan sonra yapman gereken hamleleri verir. Ancak sorular üzerine zaman ayırıp derin düşünmen yani tefekkür etmen gerekir. Altını çizerek söylüyorum tefekkür.
Evrene “Neden?” diye sorduğunda, muhakkak er ya da geç, sana bir açıklama gelir. Ancak onu anlaman, çözümlemen gerekir. Yoksa tekrar tekrar, tekrar tekrar aynı şeyler başına gelir durur… Nedenini söyleyeyim! Çok eskiden, farkında olmadan “Neden?” sorusu sormuşsundur ve onun cevabı bir şekilde gelmiştir karşına, ancak anlaşılmamıştır senin tarafından. Aynı ders, farklı açıklamalarla, farklı yollarla tekrar tekrar, tekrar tekrar gelir. Taa ki sen anlayana kadar.
Evet şimdi önemli bir konudan bahsedeceğim. Gençliğime gidiyoruz, futbolculuk zamanıma. Yaşadığım acı dolu bir deneyimimi paylaşmak istiyorum seninle. Hayat sıkıştırınca insanın aklına; olumlu olumsuz, yerli yersiz, zamanlı zamansız, türlü türlü, acayip acayip sorular geliyor. Ben 16 yaşımdayken Fenerbahçe Spor Kulübün’de futbolcuydum. Hem de naçizane gözde bir futbolcuydum! Maalesef bir maç sırasında aldığım kasti tekme sonuncunda çok ciddi bir sakatlık yaşadım. Dizimden geçirdiğim bir çok ameliyat sonrasında koltuk değneklerine bağlı olarak engelli kaldım. Sonrasında ne mi oldu! Doktorlara göre sekmeden yürümem artık mümkün değildi. Ben sporcuyken sekmeyecek miydim? İnanamıyordum. O zamanlar bile kendime “Neden bu benim başıma geldi?” diye inanın hiç sormadım. İlk sorduğum sorular hala dün gibi hatırlıyorum. İlki “Nasıl iyileşebilirim?”, ikincisi “Nasıl üstesinden gelebilirim?”
Hemen sonrasında “Şifa bulmak için neler yaparım?” sorusu geldi. “Neler deneyebilirim?” oldu. Bunlar benim kişisel sorularımdı.
Sorularımın kalitesi beni harekete geçirdi! Çözüm odaklı olmamı sağladı. Çıkmaz sokaktan, dipsiz kuyudan çıkardı.
Sorular kısa ve net olmalı bu sebeple. Soru sorarken hikayeyi en baştan lütfen tekrar tekrar düşünme ve tekrar tekrar anlatma. Hiç gerek yok. Yaşandı ve bitti. Bundan sonrası değerli.
Ve “Bir insanın zekası verdiği cevaplardan değil, sorduğu sorulardan anlaşılır.” demiş büyük üstat Albert Einstein. Bundan sonra sen de “Neye emek vermem gerekiyor?” diye olaylara yaklaşırsan hayatına farklı ve olumlu bir yön vermeye başlarsın. Hayattan ne istediğini, daha çabuk bulabilirsin, farkındalığın artar. Bu noktada kullanabileceğin anahtar soruya yükselirsin. Hayat yükselmekle ilgilidir, derinlikle ilgilidir. Bu soru seni kararsızlığın ataletinden ve zaman kaybından kurtarır. Cümlenin sonuna lütfen sadece bu sihirli kelimeyi ekle.
“Değer mi?”, tekrar söylüyorum, “Değer mi?”
Şöyle ki; “Sınava hazırlanacaksın değer mi?”,
“Taşınmana değer mi?”,
“Ayrılmana değer mi?”,
ya “Affetmene değer mi?”
Çıkan sonuca göre cesurca davranırsan hayatından keşkeler azalacak iyi kiler çoğalacak. Artık cümlelerin başında hep iyi kiler olacak.
“İyi ki emek vermişim.”,
“İyi ki gitmişim.”,
“İyi ki kalmışım.”
Kendine karşı duyduğun memnuniyet artacak. Kendinden ve hayattan daha hoşnut olacaksın. Ve artık kendine has soruların gelişecek. Sana özel, sana ait. Kısaca; sorularının kalitesi, hayatının kalitesini artıracak. Olumsuz cümle kalıplarını bir anda bırakmış olacaksın. Aniden, öylece hem de.
Şöyle ki “Ben zaten şanssızım.”,
“Benden birşey olmaz.”,
“Hep bana mı lo lo.”,
“İki yakam bir araya gelmiyor.” Ve bu eski sen tarihe karışacak. Yeni sen fark yaratacak. Çevrendekiler, er ya da geç bunu görecek. Görmese de hissedecek, hissetmese de anlayacak. Yeni sorular karşına çıkacak. Bu sefer arkadaşlarından ve çevrenden,
“Sende bir değişiklik mi var?”,
“Yeni bir eğitim mi aldın sen?”,
İşini mi değiştirdin?”,
“Galiba sen spora başladın bir enerjiksin”,
“Anladım, sen aşık oldun galiba?” Çünkü ışığın pırıl pırıl parlayacak!
Hayata, çevrene, kendine karşı yaklaşım tarzın değişecek. Evrenden ve çevrenden güzel cevaplar ayaklarına serilecek.
İşte o zaman kendine kocaman sarıl ve teşekkür et.
Soru sorun diyorum ama, bazen de sormamanız gereken sorular olur hayatta. Sorulmayan sorular neler mi?
Söyleyim sana. Özellikle şunu sormayın lüften.
“Biraz kilo mu aldın sen?” Bu sorular sorulmaz.
Hele ki cenazede vefat edenin yakınına “Nasılsın?” diye sorulmaz. Bir kaybı var, nasıl olsun ki. İçi acıyor, canı acıyor, nasıl olmasını bekliyorsun.
Bir de son zamanlarda sıkça bir soru duyuyorum.
“Bundan daha iyi nasıl olabilir?”
Nasıl mı olur? Bundan daha iyi nasıl olur ben sana söyleyeyim. Ancak şükürle olur.
Şükrünüz çok olsun… İyi ki kanalımda buluştuk.
Sana biraz olsun ilham olabildiysem bu videomla ne mutlu.
Son olarak benden bir tavsiye gelsin. Siz siz olun kadına yaşını kesinlikle sormayın. Ama sen bu videonun altına, kendinde fark yaratan soruları lütfen paylaş.
Bağlantıda kal…
Hoşça kal…
Aşkla kal…