Merhaba Candaşım,
Bu videoda susmadan, küsmeden, kırılmadan ve kırmadan, kendini ifade edebilmenin önemini konuşacağız.
Haydi! Bir anlığına herkesin sustuğunu ve kimsenin konuşmadığını bir düşünelim.
Shhh shhh shhh…
Nasıl anlaşacağız, nasıl derinden ifade edebileceğiz?
İlk çağlardaki insanlar nasıldı? Karanlık küçük mağaralarda hayvan postlarına bürünerek yaşıyorlardı. İfade etmek için, beden dilini geliştirdiler. Resim ve sembol dilini geliştirdiler. Hatta o zamanlar; duman gibi, düdük gibi, davul gibi sesli ve görsel olanaklardan yaralanmaya çalıştılar. Geliştikçe de kendi seslerini kullanarak konuşmayı öğrendiler. Bizleri hayvandan ayıran en önemli özelliğimiz konuşma yeteneğimiz. İnsanlar arasında en kısa ve en kolay anlaşma yolu konuşmaktır.
Peki susmak niye? Konuşmaya ihtiyacımız var. Çünkü özünde, bir arada yaşamayı ve paylaşmayı seven, sosyal varlıklarız bizler. İhtiyaçlarımızı, inançlarımızı, fikirlerimizi, duygularımızı ifade etmek istiyoruz.
Bu durumda neden susuyorsun? Sanıyorum birçok şeyden sen de sıkıldın. Özellikle; acımasızca eleştirilmekten, dinlenilmemekten, anlaşılmamaktan ve kendini iyi ifade edememekten yoruldun belkide.
Fuzuli çok güzel söylemiş; “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”
Gelin biz de gönlümüzü dinleyelim. Çünkü susmak blokaj yaratıyor.
Yoganın dünyaya sunduğu; hormonal bezlere denk gelen yedi büyük enerji merkezi var… Yani o meşhur çakralar…
Artık herkes biliyor çakraları. İfade edememek, boğaz çakrasına denk gelen, troit bezinde problemler oluşturuyor. Tabi ki tek sebebi bu değil. Ancak uzakdoğunun hastalıklara ve hastaya karşı, farklı özel bir yaklaşım tarzı var. Ama doğru! Ama yanlış! Ama inanırsın ama inanmazsın! Bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ifade edememen; fiziksel, duygusal, düşünsel, rahatsızlık yaratıyor.
Duyguları ve düşünceleri konuşarak paylaşman seni ve dünyayı şifalandıracak. İfade etmek çok özel bir iyileşme halidir. Kelimeleri doğru ve tam zamanında kullanmak ise tabiki çok özel bir bilgelik gerektirir.
Hadi Sufilere gidelim.
Sufilerde muhabbetin, öğretide önemli bir yeri vardır.
“Muhabbet aşktır, aşk muhabbettir.” derler…
Bir dervişin içsel yolculuğa doğru giden yolunda hocasının ağzından çıkan irfan kelamları, kulağından girerek, kalbine ulaşan manevi bir tohum olur. Bir mecaz vardır. İçsel yolda derviş “Kulaktan gebe kalır.” Yalnız, öğrenci tabiki nefsani ve bencil olursa bu gebelik tamamlanmaz, doğum gerçekleşmez. Ancak, derviş doğru yolda ve çabada ise zamanı geldiğinde doğum gerçekleşecektir… Bu manevi iletişimden bir gönül çocuğu doğar, kalp çocuğu doğar.
O zaman dervişin gözü “gönül gözü” olur, kulağı “can kulağı” olur.
Mevlâna Celaleddin Rumi! Yaklaşık 26 bin beyit içeren!… Evet! Yanlış duymadın! 26 bin beyit içeren altı ciltlik mesnevi eserini oluşturmuştur. Demek ki yürek uyandığı zaman dil de ifade etmek için çabalıyor ve paylaşıyor. O zaman sende kalbi muhabbetle, içsel yoluna durma devam et. Sevgiyle, zerafetle; duygularını ve düşüncelerini ifade et. İfade ettikçe arınacaksın, ifade ettikçe hafifleyeceksin ve ifade ettikçe iyileşeceksin.
İletişim sadece başkalarıyla değil aynı zaman kendinle de kurarsın. Kendinle iletişimi çözdüğün zaman zaten diğer kişilerle de çözmüş olursun.
Kendine küsüyor musun?
Yoksa kızıyor musun?
Ağır eleştiriyor musun?
Yoksa sevgi dolu anlaşabiliyor musun kendinle?
Öncelikle kendine nasıl hitap ediyorsun?
Tüm bunları keşfettiğinde ifade yeteneğin gelişir. Algıların açılır, farklı iletişim yollarını keşfetmeye başlarsın.
Sözel iletişim gücünü kullanmıyorsan, dokunsal iletişime ya da görsel iletişime daha çok yönelirsin. Kimi zaman insan, sarılarak kimi zaman bakışarak anlaşabilir. Doğrudur… Ama çok özel bir iki çift laf dünyayı değiştirir. Mesela “Seni seviyorum”, “Teşekkür ederim”
“Söylediğin söz kalbime çok iyi geldi”,
“Anlattığın şey beni çok mutlu etti”,
“Seni affettim”
“Seni özledim” gibi gibi devam eder.
Müziğe ruhun gıdası derler. Çünkü o ses, o melodi gerçekten ruha dokunur. Şarkı sözleri kalbe dokunur. Aslında hem işitselsin hem görsel hem de dokunsalsın çok özel bir varlıksın. Hepsini kullan olur mu? Çok yönlü ol. Konuş, dinle, gör, dokun, iletişime geç… Hem de kalpten kalbe!
Bu söylediğim iletişim tarzı dünyanın en güzel boyutudur… Hem de seninle senin aranda, seninle benim aramda ve seninle evren arasında…
Ben Büyükada’da yaşıyorum, bunun en önemli sebeplerinden biri, iletişim! Bu iletişim farklı bir iletişim…
Sanki Büyükada benimle, doğanın vasıtasıyla konuşuyor. Deniziyle, hayvanıyla… Nasıl mı?
Kediler miyavlayarak, köpekler havlayarak… Eskiden bilirsin atlar vardır, kişneyerek… Hepsi iletişim kuruyor, ifade ediyor kendilerini. Biz anlayamıyoruz diye ifade etmiyor değiller ya…
Peki denize ne demeli? Dalgalar vesilesiyle konuşuyor. O dalganın gelişi, gidişi… O sakin ve huzurlu ritmi… Dinlemesini bilene muazzam şeyler anlatıyor. Bir ağaç yaprakları vesilesiyle konuşuyor, rüzgârın esintisiyle, yaprakların o tatlı hışırtısı öyle güzel anlatır ki, hem de yumuşak yumuşak…
Ve bir parantez açmak istiyorum. Kitaplarımı okuduysan bilirsin… Martılarla aramda farklı bir bağ vardır. Dönem dönem adada olamadığım zamanlar oldu maalesef. Kimi zaman maddi sıkıntılarım, kimi zaman da meşhur sağlık sorunlarım, engel oldu bana. Ancak, her daim sahile yakın yerlerde yaşamaya gayret ettim. Ne zaman bunalsam kendimi sahile atardım. Uzaktan uzağa adaları seyre dalardım. O sırada sanki tüm martılar “Meertt, Meertt, Merrrtt, Meertt, Merrrtt” diye çığlık çığlığa beni adaya çağırırlardı. Doğa; kalb-i iletişimin anahtarıdır. Doğa candır.
Sadi Şirazi demiş ki; “İki şey hayatımızı karartır. Susacakken konuşmak, konuşacakken susmak.”
Konuşman gerekiyorsa ve susuyorsan içine atıyosun, içine kapanıyorsun. İsteyipte anlatamadığın ne varsa içinde biriktiriyorsun… Bu da içinde büyük bir gerilim, büyük bir sıkışma yaratıyor. O anlarda konuşursan da sözlerin öfkeyle çıkar. İstemeden kalp kırarsın. Farkında olmadan yaptığın için, kendine yabancılaşırsın ve pişman olursun. Soğuk veya sinirli bir insan haline gelirsin.
Şems-i Tebrizi “Susmak, kimi zaman ateşe su, kimi zaman ateşe rüzgâr olmuştur” der.
Her insanın fıtratı, özü sıcacıktır. Sevgiyle konuşur, tebessümle konuşur. Kalbi dil olur. Bence bu iletişim; sevgi, saygı ve anlayış dolu erdemli bir dünya yaratır.
Eğer susmayı yanıt olarak kulanıyorsan; bilinçli, farkında kulanıyorsan bu çok güzel, harika. Bilinçli sessizlik, susmanın özel bir boyutudur. Sessizliğe zaman ayırman çok değerli. Bu zamanı kendinde yaratmak için kısa, açık ve net konuşmalısın. Lafı dolandırmandan, fazla gevezelik yapmadan, çalçene olmadan… O zaman, sessizlik için zamanın olacak, hem de bu sessizlik öyle bir sessizlik ki ifadenin ardından gelen, sırdaşlığın ardından gelen, gönüldaşlığın ardından gelen, seni iyileştiren bir sessizlik.
Bir de karşısındakini kırmamak için susanlar var. Hem insanları neden kırıyoruz ki!
Ya sen; zaten, çok zarif bir ruhsun, çok zarif bir cansın, sen zaten başkasının incinmesini istemezsin ki.
Ama sen de incinme olur mu?
Ne demiş; aşıklar aşığı, Yunus Emre’m; “Gönül çalabın tahtı, çalap gönüle baktı, iki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.” Söz şöyle diyor; “Gönül yaradanın evidir. Yaradan gönüllere bakar. Kim o gönlü yıkarsa; iki alemde de sonu iyi değildir, kötü talihlidir.”
Neyi ne şekilde ifade edeceksin? Üslubuna da dikkat etmelisin. Lütfen sakın tehdit etme. Lütfen alay etme. Lütfen çok ağır eleştirilerde bulunma.
Mevlâna Hazretleri şöyle buyurmuş; “Ya kırdığın gönlü allah seviyorsa? Bilemezsin. Bilseydin ödün kopardı dokunamazdın!”
Kendini ifade etmek, açılmaktır! Kendini gerçekleştirmektir. Küçük bir tohumken; güle, küçük bir tohumken; laleye dönüşmektir. Froyd’un öğrenciliğini de yapmış Carl Yung “Bir insan başka bir insana açılmadıkça, kendini keşfedemez” demiş. O zaman sende açıl! Annene, babana, kardeşine, sevgiline, arkadaşına, eşine, hocana. Açıl ki kendini keşfedebilesin.
Haydi o zaman susma ve küsme. Şimdi ifade etmeye başla.
Şimdi sana güzel bir egzersiz tavsiye edeceğim. Eğer uygulabilirsen farkı hemen göreceksin. Bir hafta boyunca ama her gün 3 dakika geç aynanın karşısına ve anlatmaya başla. Önce kendini, kendine anlat. Savunmaya geçmeden anlat. İçine sevgi katarak anlat. Göreceksin ifade yeteneğin gün be gün be gün be gün gelişecek.
Kendine güven, sezgine ve hayal gücüne güven.
Açılsın diller, açılsın gönüller, kalksın blokajlar, çözülsün düğümler.
Videolarımda, canlı yayınlarımda, ben de kendimi ifade etmiyor muyum? Düşüncelerimi, duygularımı ve kalbimi. Sana da ifade edebilme ilhamı geldiyse ve “Evet ya! Suskunluğum küskünlüğüm bitsin artık, yeter! Ben de ifade etmek istiyorum!” duygusu geldiyse, ne mutlu bana.
Evet sohbetimiz sonuna geldik…
Lütfen videomun altına neyi ifade etmek istiyorsan yorum olarak paylaş.
Kanalıma abone olup bildirimleri de açmayı hatırla lütfen.
Bağlantıda kal…
Aşkla kal…
Hoşça kal…