Bir gün Mevlana’nın dergahında gönül dostları için yemek hazırlığı yapılıyormuş. Dergâhın mutfağında Aşçı Dede, yemeği kontrol ederken pişmediğini görmüş, Ocağın ateşinin azaldığını farketmiş. Ve aksilik bu ya, ambarda odun da kalmamış.
Durumu anlatmak için sıkıntılı bir halde Pir’in huzuruna çıkmış. Mevlâna sözünü kesmeden sessizce dinlemiş. Gözlerinin içine bakarak hafif bir nüktedan tavırla; ‘Ya Şemseddin, eğer odun kalmadıysa, ayağında mı yok? Ayağını koy ateşe!’ demiş.
Aşçı Dede çok şaşırsa da mürşidinin sözünü tam bir teslimiyetle karşılamış. Huzurundan ayrıldıktan sonra, mutfağa gidip hiç tereddüt etmeden ayağını ateşin üzerine koymuş. İşte o an keramet gerçekleşmiş. Ayaklarından çıkan harlı alev sayesinde yemek tekrar kaynamaya başlamış.
Ancak bir an için küçük bir şüphe duymuş. ‘Acaba ayağım yanar mı?’ diye düsünürken sol ayak başparmağı mercimek tanesi kadar yanmış.
O sırada mutfağa Mevlâna gelmiş. Aşçı dedeyi tedirgin görmüş. Şüpheye kapıldığını anlamış ve Aşçı Dede’ye şöyle seslenmiş:
‘Hay Ateşbaz’ım hay!’
Ayakta duran Aşçı Dede edep edip, sağ ayak başparmağını, yanan sol ayak başparmağının üzerine kapatmış. O günden sonra ‘Ateşbaz’ unvanıyla anılmaya başlamış.
KISSADAN HİSSE
Bir kelimenin sonuna baz koyarsanız onunla oynayan o işin ustası anlamına gelir. Yani Ateşbaz ateşle oynayan, ateşin ustası demektir.
Tam teslimiyeti anlatan bu duruş, mevlevilerin sema törenlerinde saygıyla yâd etmek için uygulanan bir gelenek haline gelmiş. Eğer yolun Konya’ya düşerse Ateşbaz-ı Veli Hazretleri’nin türbesini ziyaret etmeni tavsiye ederim. Dünya’daki ilk ve tek aşçı türbesidir.
Bu hikayedeki hisse Ateşbaz-ı Veli’nin şüpheyle “‘Acaba ayağım yanar mı?’ düşüncesi… Çünkü bilinmezlik kuşku doğurur. Kuşku teslimiyetin düşmanıdır. Bu “acaba”lara güvenle yanıtlar bulduğunuz zaman kapılar açılacaktır.
Mevlâna Hazretleri buyurmuş ki; “Aşk abdest gibidir şüpheye düşersen bozulur.”